| Devrimci Politika Çözüme Götürür
Kısır döngüden çıkmanın tek yolu, Ulusların Kendi Kaderini Tayın Hakkı (UKKTH) için savaşmaktır.

Düzen İçi Politikalar Kısır Döngüye

Devrimci Politika Çözüme Götürür


– Çözümün anahtarı, Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı'dır –

Kürt sorunu üzerine çok şey söyleniyor ancak aslında bir çözümsüzlük içinde dönülüp duruluyor. Artık herkes görmelidir ki, demokrasicilik oyununun en geniş hali de, AB çerçevesi de Kürt sorununun çözümü için yeterli değildir. Herkes görmelidir ki, Kürt sorununun sistem içinde çözümü yoktur. Sistem içindeki çözümün sınırı, TRT Şeş'tir, hak kırıntılarıdır, ötesini isteyen, mücadelesini ve politikalarını ona göre şekillendirmelidir.

Kürt sorununda tartışmaları belirsizliklerden, çarpıtmalardan, demagoji sahası olmaktan kurtarmak için, Kürt sorununa dair her türlü tartışmanın, teorinin, politikanın en başında "çözüm"den ne kastedildiği ortaya konulmalıdır. KİMİN İÇİN, kimin çıkarlarına göre bir çözümden söz ediyoruz?

Ortada bir sorun varsa, her sınıf kendi çıkarları temelinde bir çözüm formüle eder. Kürt sorununa çözümde de, halkın çözümüyle oligarşinin çözümü aynı olamaz. Devrimcilerin, yurtseverlerin çözümüyle, Amerikan ve Avrupa emperyalizminin çözümleri de aynı olamaz. Ne tam burjuvazinin, ne tam halkın çıkarlarını yansıtmasın diye şekillendirilecek bir fomülasyon ise, çözüm olmayacaktır.

Öcalan tam bir yıl önce bugünlerde (5 Temmuz 2009) Kürt sorununu "AKP çözemezse ABD çözer" diyor ve şunları ekliyordu: "ABD alternatifi Kürtleri destekler, İsrail destekler". Doğrudur, Amerika bir biçimde çözer. Avrupa Birliği de çözer (ki nitekim kendince çözmüştür de). Sorun, bu çözümlerin, bizim açımızdan, Kürt halkı açısından, PKK açısından, Türkiye halkları açısından, devrimciler açısından bir çözüm olup olmadığıdır.

Biz "Kürt sorunu çözülmelidir" dediğimizde, açık ki, nasıl olursa olsun çözülsün demiyoruz. Kürt halkının ulusal talepli mücadelesinin tamamen yok edilmesi de bir "çözüm"dür, ama bu çözüm halkların çözümü değildir. Bu çözüm emperyalizmin ve işbirlikçilerin çözümüdür. Denilecektir ki, "yoketmek çözüm müdür?!" Bunun cevabı, çözüme kimin gözüyle baktığınızdadır. Emperyalistlerin ve oligarşinin gözünden, evet, ulusal kurtuluş mücadelelerini ezmek, yoketmek "ulusal sorunların" çözümü olarak kabul edilmiştir hep.

Nitekim, yakın zamanda Sri Lanka'da Tamil halkına ve onun örgütlü gücüne karşı gerçekleştirilen büyük yoketme saldırısını, emperyalistler ve işbirlikçileri "Tamil sorununun çözümünde büyük aşama" olarak gördüler.

Emperyalistler ve işbirlikçiler için çözümün tam çerçevesi; ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelelerinin askeri veya siyasi yollardan tasfiyesidir. Her ikisi de aynı kapıya çıkar emperyalizm için. Aslolan, ulusal talepleriyle siyasi arenaya çıkan bir hareketi ve halkı, ulusal kurtuluş talebinden vazgeçirip daha geri bir çizgiye çekebilmektir. Bunun için gerektiğinde en büyük katliamlara, gerektiğinde o güne kadarki en "radikal" reformlara başvurulabilir.

Bu anlamda tekrar edersek; çözümden söz eden "biz, halk açısından bir çözümden sözediyoruz", veya "biz, oligarşi açısından bir çözümden söz ediyoruz" diye kimin cephesinden baktığını ortaya koymak zorundadır.

Oligarşinin ulusal sorundaki -dolayısıyla Kürt sorunundaki- çözümünün esasını gördük. Halkın çıkarları temelinde bir çözüm nasıl olur, nasıl olmalıdır peki? İşte ulusların -halkın- kendi kaderini tayin hakkı, bunun cevabıdır.

Kürt sorununda AKP'den şu veya bu biçimde bir çözüm bekleyenler, gelişmelere, gözlerinde at gözlüğü varmışcasına bakanlardır. AKP'nin sadece ve sadece demagojik bir kaç açıklamasını ve TRT Şeş gibi birkaç adımını görmektedirler. Oysa, bu demeç ve adımlar, tamamen faydacı ve hesapçıdır. Bu adımlar, ezilen, bugüne kadar ulusal hakları gasp edilen, asimile edilen bir halkın haklarını tanıma gibi bir politik ve ideolojik temele sahip değildir. Tam tersine, AKP ideolojisi, Kürt sorununun inkarı üzerine şekillenmiştir. Bu, dün böyleydi, bugün de böyledir.

AKP, –at gözlüğüyle bakanlar ısrarla görmezden gelse de– bunu sayısız kez ortaya koymuştur.

Tayyip Erdoğan'ın 24 Şubat 2004'te CNN Türk'te kendisine sorulan "DEHAP'a karşı bir Güneydoğu politikanız var mı?" sorusuna verdiği cevabı hatırlatalım:

"Benim DEHAP'la bu noktada o tür bir mücadeleye girmemin anlamı yok. Sorunun temelinde, birinci derecede, siyaset yatmıyor. Birinci derecede, ekonomi yatıyor. Ekonomik imkânsızlıklar siyasetin en büyük malzemesi oluyor Güneydoğu'da. Kürt ideolojisi üzerine inşa edilmiş bir siyaset tutmaz. Artık siyasette ideolojiler dönemi bitmiştir. Bunu vatandaş yutmaz. Vatandaş şu anda bize işsizliği nasıl gidereceksin, bunu soruyor. Siz doyurun karnını bakın bakalım ortada böyle bir şey kalıyor mu?"

AKP'nin ideolojisinde ve zihniyetinde, ulusal sorun, ulusal haklar, asimilasyon gibi kavramlara yer yoktur. Eğer, Erdoğan zaman zaman bu çizginin dışında sözler ediyorsa ve bunun dışında bazı adımlar atmışsa, bu ya emperyalistler tarafından kendisine dikte edilen politikaların hayata geçirilmesinin gereğidir ya da düpedüz oy kaygısıyla başvurulan demagoji ve yöntemlerdir.

Düzen içi çözüm beklentileriyle AKP'nin asıl ideolojisini, zihniyetini görmemekte ısrar edenler, Tayyip Erdoğan'ın 2002 yılının Aralık'ında Moskova ziyareti sırasında Kürt sorununun çözülmesini isteyen bir Kürt işçisine verdiği "düşünmezsen Kürt sorunu yoktur" cevabını da görmezden geldiler.

Çözüm beklenen diğer merkezlere bakalım. ABD'nin Irak'taki işgal yöneticisi olarak atadığı Paul Bremer, 2003'te Amerikan Senatosu'nda yaptığı bir konuşmada, Kürt sorunu konusunda şu açıklamayı yapmıştı: "Bu konularda çok konuşma yaptım. Bizim Kürt devletini cesaretlendirmememizin nedeni, Türkler istemediği için değil, bizim çıkarımıza olmadığı içindir."

Öcalan, "AB çerçevesi yeterlidir" açıklamasını takiben 2006'da da "Kürt sorununun çözümü konusunda ileri sürdükleri şartların Avrupa Birliği'nin (AB) ileri sürdüğü şartlarla örtüştüğünü" belirtmişti. (11-12 Kasım 2006 Ülkede Gündem) Avrupa Birliği de son olarak verdiği kararlarda, Türkiye oligarşisinin Kürt sorunuyla ilgili yaptığı düzenlemeleri yeterli bulduğunu açıklamıştır.

Kürt sorununun çözümü konusunda, bu çerçevelerden, bu beklentilerden çıkılmalıdır. Abdullah Gül'ün "önümüzde bir fırsat var" sözleriyle başlayan sürecin üzerinden daha çok uzun zaman geçmedi.

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, AKP iktidarıyla yaptığı görüşmenin ardından "mutluyuz umutluyuz" açıklamasıyla beklentilere kapıyı aralamış, Kürt milliyetçi basın "resmi görüşmeler başladı" diye başlık atmıştı. DTP milletvekili Gülten Kışanak "Koşulların bir barış fırsatı yarattığı tartışmasız bir gerçek." diyordu o günlerde.

Bu demeçlerin verildiği günlerde ise biz şu uyarıyı yapmayı tarihsel görevimiz olarak gördük:

"Ülkemizin tüm ilerici, devrimci demokrat güçlerine, aydınlarına diyoruz ki, Oligarşinin Kürt Halkının Sorunlarıyla, Özlemleriyle, Oynamasına İzin Vermeyelim!.."

Bu uyarının devamında da şunları söyledik: "Unutmayalım ki, 'Çözüldü çözülecek, önemli adımlar atılacak...' havası, bugüne kadar defalarca yaratıldı. Soralım, muhasebesini yapalım; Bu havanın yaratılmasından kim kazançlı çıkıyor? Herkesi gerçeği görmeye çağırıyoruz: Emperyalizm ve oligarşi, bu yolla, halkların ve ulusal nitelikli hareketlerin düzen içi beklentilerini sürekli olarak tazeliyor. Onların iktidara yönelmelerinin önüne geçiyor."

Aynı soruyu soruyoruz şimdi. Abdullah Gül'ün, ardısıra Erdoğan'ın demagojilerine inanarak o tahlilleri yaptığınız süreç, kimin işine yaradı?.. Kürt milliyetçi hareketi, düzen içi çözümleri reddetmelidir. "Oligarşi elini uzatmadığı için" değil, düzen içi çözümler, çözüm olmadığı için reddetmelidir.

1991'de başlayan ve barış, ateşkes, diyalog, sınır dışına çekilme gibi çeşitli biçimler alan bu politika, Kürt milliyetçi hareketi için açmazların birbirini izlediği bir kısırdöngüye dönüşmüştür.

Sınıflar mücadelesinde her yanılgının bir faturası vardır. Bu fatura bazen siyasal olarak ödenir, bazen halkların can bedeli ödeyeceği bir faturaya dönüşür. Kürt sorununda fatura her iki biçimde de ödenmeye devam ediliyor.

PKK, bugünküne benzer bir sürecin yaşandığı 2001'de şu açıklamayı yapmıştı: "Biz Şubat ayında uyardık. Çaresiz olmadığımızı söyledik. Eğer barış için diyalog olmazsa yeniden savaş gündemleşebilir dedik. Bu son açıklamamızda yeni bir şey var. Yeni bir süreci başlattığımızı duyuruyoruz. Kürtlerin yeniden savaşı başlatma doğrultusunda bir tartışmaya girdiklerini duyuruyoruz. Kürtler şimdi savaşı tartışıyor." (24 Haziran 2001, Özgür Politika)

Yukarıdaki sözler, PKK yönetiminin bugünkü açıklamalarının neredeyse kelimesine kelimesine aynıdır. KCK yöneticilerinden Duran Kalkan bir süre önce şöyle diyordu: 'Şimdiye kadar siyasi, askeri, ideolojik her alandaki mücadelemizin tek hedefi, 'siyasi diyalogla çözüm bulma' doğrultusundaydı. Şimdi ... hedefimiz değişiyor. ... serhıldanı buna göre geliştireceğiz, meşru savunma savaşını bu temelde yürüteceğiz. Bu anlamda her şey değişecek." 9 yıl sonra söylenenler ve yapılanlar yine aynıysa, bu kısır döngü sorgulanmalı ve oradan çıkılmalıdır.

Kısır döngüden çıkmanın tek yolu, Ulusların Kendi Kaderini Tayın Hakkı (UKKTH) için savaşmaktır.

Emperyalist yeni sömürgeciliğe ve işbirlikçi iktidara karşı bağımsızlıktan yana bir ezilen ulus burjuvazisi olmadığı için, bugün artık kendi kaderini tayin hakkı, halkın kendi kaderini tayin hakkı biçimine bürünmüştür.

UKKTH, sihirli bir reçete değildir. Fakat açık bir irade beyanıdır. Türk halkının taahhüdü, Kürt halkının tarihsel güvencesidir. Kendi kaderini tayin hakkına sahip bir halk için, dil serbestliği, anadilde eğitim, ulusal kültürünü geliştirme gibi hak ve talepler artık tartışma konusu değildir; çünkü bunlar zaten Ulusların Kendi Kaderini Tayın Hakkı'nın doğal parçasıdır. Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı, Kürt sorununun düzen dışı çözümüdür. TRT Şeş'ler, AB çerçeveleri, açılımlar ise düzen içi çözümlerdir. Birincisi gerçek bir çözüm, ikincisi çözüm adına halkın aldatılmasıdır. Devrimciler, vatanseverler, çözümün birinci şeklini savunmalı ve onu gerçekleştirme uğruna birleşmeli, mücadele etmelidir.

*

Ortada bir sorun varsa, her sınıf kendi çıkarları temelinde bir çözüm formüle eder. Kürt sorununa çözümde de, halkın çözümüyle oligarşinin çözümü aynı olamaz. Devrimcilerin, yurtseverlerin çözümüyle, Amerikan ve Avrupa emperyalizminin çözümleri de aynı olamaz.
2010.07.25
Geri Dön