| TECRİT ve TAYAD / BÖLÜM: 4
"Kapımıza kilit vursalar da, yüreklerimiz, inançlarımız her zaman devam edecek. Çünkü bizim bir misyonumuz var!.. Şimdi her ev, her sokak, her mahalle, her il bir TAYAD'dır."

Halk için bedel ödeyenleri yalnız bırakmadılar

Oligarşinin en kapsamlı tecrit saldırısı F Tipi tecrit politikasıdır. Ancak oligarşinin tecrit politikası, ne sadece F tipi hapishanelerden ibarettir ne de F Tipi öncesi hapishanelerin "karantina" hücrelerinden.

Özellikle '90'lı yılların başından itibaren 12 Eylül suskunluğunun kırılıp silahlı devrimci mücadelenin yeniden yükselmesiyle birlikte infazlar, kayıplar 12 Eylül döneminden çok daha sistemli ve pervasızca gündeme getirildi.

Evlerde, sokaklarda onlarca devrimci "teslim ol çağrısına ateşle karşılık verdi" denilerek katledildi. Devrimcilere destek veren, yasal demokratik mücadele içinde yer alanlar da bu saldırıların hedefi oldu.


TAYAD'lılar infazlar karşısında cüret ve sahiplenmeydiler

Oligarşi infazlarla birincisi devrimcilere "devrimcilik yaparsanız sonunuz böyle olur" diyordu. İkincisi en geniş kitleleri infazlarla sindirmek istiyordu. Üçüncüsü devrimcilerle kitleler arasında korku duvarları örerek devrimcileri kitlelerden tecrit etmek istiyordu. Bunun için psikolojik savaşın bütün unsurları devredeydi. Her türlü yalan ve demagojiyle devrimcilerin meşruiyeti, kitleler nezdindeki yarattıkları etki kırılmak isteniyordu. Bu politikalar başta reformizm olmak üzere solun çeşitli kesimleri üzerinde etkili de oldu. Onlarca devrimci katledilirken bu kesimler sesini çıkarmadı. İnfazlara karşı çıkmak yerine, yaşananları "devrimcilerin polisle düellosu" diye değerlendirerek infazlar karşısında sustular, "seyirci"liği tercih ettiler.

İşte o koşullarda da susmayan, asla seyirci kalmayandı TAYAD. İnfaz edilen her devrimciyi sahiplendiler. Ölüm mangalarının karşısına çıkmakta hiç tereddüt etmediler. Öyle ki, devrimcilerin kaldıkları evlerin kuşatılmasından haberdar oldukları bazı durumlarda, hemen o evlerin olduğu yerlere gitmekte, infazları engellemek için katiller sürüsüne müdahale etmekte bir an bile tereddüt etmediler. Devletin infazlarla ilgili yalanlarını açığa çıkartıp teşhir ettiler. İnfazlara karşı kampanyalar düzenlediler.


TAYAD'lılar katliam davalarının peşini bırakmadı

Oligarşi ölüm mangalarını açıkça kurmuştur. İnfazların eleştirilmesi karşısında Cumhurbaşkanı Demirel'in cevabı "polisin elini soğutmayın" olmuştur. Mahkemeler de bütün infaz davalarında "polisin elini soğutmayın" talimatına uygun hareket etmiş, infazcıları aklamış ya da zaman aşımına uğratarak cezasız bırakmıştır. Hatta birçok infaz için dava bile açılmamıştır. Ancak buna rağmen TAYAD'lılar infaz davalarının peşini bırakmadı. Davalar onlarca yıl sürmesine rağmen katillerin yargılanması için mahkemeleri takip etti. Kayseri'de görülen 17 Nisan katliam davası, Gazi katliamı davası en çarpıcı örneklerdir. Oligarşi katliam davalarında, davaların sahiplenilmesini engellemek için dava dosyalarını olayın geçtiği yerden binlerce kilometre uzaklıktaki mahkemelere göndermiştir. Ancak buna rağmen TAYAD'lı aileler yaz kış demeden, polisin terörüne, linç girişimlerine aldırmadan yıllarca davaları kitlesel olarak takip etmişlerdir.

TAYAD'ın mücadelesiyle, katiller oligarşinin mahkemelerinde aklansa da, halk nezdinde mahkum edilmiştir. Oligarşinin devrimcileri tecrit etme politikalarına karşı devrimcilerin meşruluğu sahiplenilerek halkın adalet istemi geliştirildi.


Devrimcilerin cenazelerini katillere bırakmadılar

Oligarşi devrimcilerin cenazelerine de saldırıyordu. Çünkü ne kadar yalan ve demagoji yaparsa yapsın devrimcilerin destansı direnişleri halk üzerinde büyük etki yaratıyordu. Oligarşi cenazelere saldırarak bunu engellemek istiyordu. Bunun için şehit ailelerini açıktan tehdit etmiş, kimi zaman şehit cenazelerini kaçırıp gizlice gömmüştür. Sonra "teröristin cenazesine ailesi bile sahip çıkmadı" diye demagoji yapmıştır. Ancak TAYAD'ın devrimcileri her koşulda sahiplenmesi sonucu oligarşinin bu demagojileri etkili olmamıştır. Çünkü polisin cenazeyi kaçırıp gömdüğü durumlar dışında şehit cenazeleri oligarşinin eline bırakılmamıştır. Zaman zaman şehit cenazelerini oligarşinin elinden almak için adeta savaşılmıştır. Bu uğurda büyük bedeller ödemiştir TAYAD. Öyle zamanlar olmuştur ki, polis her cenazeye saldırmış, her cenazede yüzlerce kişiyi gözaltına almış, tutuklamıştır. 12 Temmuz şehitlerinin cenazelerinin alınması için gözaltılara, baskınlara rağmen verilen mücadele, 17 Nisan şehitlerinin cenaze törenini yapabilmek için verilen mücadele, Sibel Yalçın'ın cenazesini alabilmek için Sibel Yalçın'ın evinin önünde barikatlar kurulurak günlerce sürdürülen mücadele, bu sahiplenmenin örneklerindendir.

Devrim şehitleri TAYAD'lı aileler ve devrimciler tarafından her türlü bedelin ödenmesi göze alınarak sahiplenildi. Bunun içindir ki, bugün 17 TAYAD'lının tutuklanma gerekçelerinden birisi de Mahir Çayan'ın anılmasıdır.


Oligarşinin kaybetme politikaları karşısında TAYAD

Oligarşi '90'lı yılların başından itibaren infazlarla birlikte "gözaltında kaybetme" politikası"nı devreye soktu.

"Gözaltında kaybetme" politikası, devrimcileri, sessiz sedasız ortadan kaybedilme korkusuyla yıldırmayı hedeflerken, halkın bütününde de korkuyu, bilinmezliği, başına ne geleceği kaygısını hakim kılmayı amaçlıyordu. Kaybetme politikası başlangıçta işkence ile teslim alamadığı devrimcilere uygulanırken giderek daha sıradan insanlar da kaybedilmeye başlandı. Bu yıllarda kontrgerillanın kaybetme politikası zaman zaman, Bülent Ülkü'nün kaçırılıp katledilmesinde, Ayşenur Şimşek, Hasan Ocak, Rıdvan Karakoç'un kaçırılıp katledilmesinde olduğu gibi, kaçırılanların cesetlerinin bulunacak yerlere bırakılmasıyla açık bir gözdağına dönüşüyordu.

TAYAD'lı aileler oligarşinin kayıp politikalarının başından beri kayıpları gündeme taşıyan oldu. Her kayıpta "sağ aldınız sağ istiyoruz" diyerek katillerin kapısına dayandı. TBMM'de kayıp politikalarını sürdüren DYP-SHP koalisyon hükümetinin yakasına yapıştı. Başbakan Demirel'in evinin önünde eylemler yaptılar. Ankara'da, İstanbul'da günlerce süren açlık grevleri yaptılar. SHP parti binaları defalarca işgal edildi. Yeni Demokrasi Hareketi (YDH) ve Galata Kulesi işgal edildi.

Devam eden kaybetme, gözaltında katletme politikalarına karşı mücadele 95'in ortalarından itibaren "Kaybedilen 300 insanımız nerede?" sloganıyla daha yaygın ve etkili bir tarzda yürütülmeye başlandı.

1995'de İstanbul Galatasaray Lisesi önünde aylarca sürecek olan anaların Cumartesi oturma eylemleri başladı. Cumartesi eylemlerinin kitleselliğinde ve sürekliliğinde TAYAD'lıların rolü büyüktür.


Mücadelenin bedeli: TAYAD'ın kapısına vurulan mühür

TAYAD, 12 Eylül faşizminin terörü sonucunda tutsak ailelerinin sorunlarına çözüm üretmek için devrimci tutsak aileleri tarafından kuruldu. 12 Eylül'ün faşist terörü geçen 30 yıl boyunca hiç eksik olmadı. Oligarşinin tecrit saldırısı, infazları, işkencesi, gözaltında kayıpları, faili meçhulleri hiç eksik olmadı. Bundan dolayıdır ki TAYAD'lılar oligarşinin gözaltı, işkence, tutuklama ve hatta infazlara varan saldırılara rağmen hiç gerilemediler. Oligarşinin polisi defalarca baskınlarla, kapatmalarla TAYAD'lıları engellemeye kalkıştı.

Sonunda 13 Aralık 1990 günü TAYAD'a baskın düzenleyen polis "Amaç dışı faaliyet göstermek" gerekçesiyle Valilik emriyle TAYAD'ı kapatıp kapısını mühürledi.

Neydi TAYAD'ın "amaç dışı faaliyet"leri? Devletin hapishanelerdeki işkencelerine, tecrit politikalarına karşı çıkmak, infazlara, kaybetmelere sessiz kalmamak.

TAYAD'lılar oligarşinin derneği kapatma saldırısına karşı yaptıkları açıklamada şöyle diyorlardı: "Kapımıza kilit vursalar da, yüreklerimiz, inançlarımız her zaman devam edecek. Çünkü bizim bir misyonumuz var!.. Şimdi her ev, her sokak, her mahalle, her il bir TAYAD'dır."

TAYAD, sonraki yıllarda ÖZGÜR-DER (Haklar ve Özgürlükler Derneği) olarak kurulup bir çok ilde mücadelesini sürdürdü. 1994 yılında oligarşinin polisi ÖZGÜR-DER'i de kapattı. ÖZGÜR-DER'in kapatılması TAYAD'lıların mücadelesini engellemek için boşuna bir çabaydı. ÖZGÜR-DER kapatılınca TİYAD (Tutuklu Aileleri ve İnsan Hakları İçin Yardımlaşma Derneği) kuruldu. TAYAD 10 yıl sonra 2000 yılında kapatmaya karşı açtığı davayı kazanarak, tekrar TAYAD olarak çalışmalarına devam etti.


Linçlerle susturulmak istenen TAYAD

Oligarşi, 2000'lerin ortalarında, halkın mücadelesini engellemek, demokratik mücadeleyi gayri-meşru hale getirmek için linç saldırılarını başlattı. Saldırının ilk hedefi hapishanelerdeki tecritin kaldırılması için bildiri dağıtan TAYAD'lılar oldu. 6 Nisan 2005'te Trabzon'da polisin örgütlemesiyle bir linç saldırısı gerçekleştirildi. Daha sonra da bir çok yerde devam etti linç saldırıları. Linçlere en çok hedef olan da yine TAYAD'lılardı. Çünkü, meydanlarda onlar vardı, Anadolu'nun her yerinde onlar vardı...

Linç saldırıları TAYAD'lılaraydı fakat bu saldırıların olduğu yerlerde sinen solun reformist, oportünist çeşitli kesimleri oldu. Meydanlara çıkıp linç saldırılarının üstüne gitmeleri gerekirken, TAYAD'lıların ısrarla linç saldırılarının olduğu yerde tekrar meydanlara çıkmasını "provokasyona gelmek" olarak değerlendirip sessiz kaldılar. Hatta kimileri kendilerinin bu eylemlerle "ilgilerinin olmadığını" anlatma derdine düştüler.

TAYAD'lılar ise meşruluklarının gücüyle, tekrar linç edilme pahasına da olsa linççilerin, oligarşinin linç politikalarının karşısına dikildiler. Hiçbir yerde meydanlardan çekilmediler. AKP'nin katliamcılığını, F Tiplerinde sürdürülen tecrit işkencesini anlatmaya devam ettiler. TAYAD'ında içinde yer aldığı Halk Cepheliler Trabzon'da, Adapazarı'nda, Afyon'da, Eskişehir'de, Rize'de, Vize'de, Erzurum'da, Erzincan'da, Edirne'de defalarca linç saldırısına uğradılar. Ancak hepsinde de direnişle karşıladılar linç saldırılarını. AKP'nin linçlerle sindirme politikalarına teslim olmadılar.

TAYAD'lılar, özellikle hapishaneler açısından, tutsakların bir çok devrimci, demokratik örgütler tarafından kendi başlarına bırakıldığı 2000'ler boyunca, dışarıda tutsakların sesi olarak, tecrite karşı mücadelede yıllar boyunca anılacak bir tarih yazdı... Yazı dizimizin önümüzdeki sayıda yayınlayacağımız beşinci ve son bölümünde, bu yıllara daha yakından bakacağız.

- devam edecek –

TAYAD'lı aileler oligarşinin kayıp politikalarının başından beri kayıpları gündeme taşıyan oldu. Her kayıpta "sağ aldınız sağ istiyoruz" diyerek katillerin kapısına dayandı. TBMM'de kayıp politikalarını sürdüren DYP-SHP koalisyon hükümetinin yakasına yapıştı. Başbakan Demirel'in evinin önünde eylemler yaptılar. Ankara'da, İstanbul'da günlerce süren açlık grevleri yaptılar. SHP parti binaları defalarca işgal edildi. Yeni Demokrasi Hareketi (YDH) ve Galata Kulesi işgal edildi.

***


17 Tutsak TAYAD'lıdan Biri: Semiha Eyilik

Semiha Eyilik, emekli bankacıdır. TAYAD' lı olmadan önce TÜKODER' de çalışıyordu. Ama, yüreğindeki duyguları hapishane kapılarıyla tanışır tanışmaz TAYAD' lı olmasıyla ifade eder. Ve çocuğu tahliye olsada TAYAD'lı kalmaya devam eder. Çünkü ana yüreği, kendi çocuğunun yanında diğer devrimci tutsakları da sarar sarmalar. Ölüm oruçlarında bir evlat daha ölmesin diye Abdi İpekçi' nin emekçilerinden olur. O günden bu yana, sendikacı ve dernek başkanı olarak da haklar ve özgürlükler mücadelesinin de içindedir. Bu mücadelede günü gelmiş işkence görmüş, dayak yemiş, gözaltına da alınmıştır. Tüm bunlara rağmen yılmadığı, hasta tuksakları ve dahası geleceği kazanma mücadelesinin değerlerine sahip çıkmaktan vazgeçmediği için tutukladılar...

*


Tutsak TAYAD'lıdan Biri: Umut Şener

Umut Şener, yıllardır haklar ve özgürlükler mücadelesine omuz verenlerdendir. Hapishanelerde yaşanan katliam saldırılarına, tecrit politikasına karşı yıllardır Ankara' ada yürütülen mücadelenin emekçilerindendir. O, 26 Eylül Ulucanlar katliamı ve 19 Aralık katliamı yaşandığında ve bu katliamların her yıldönümünde, protesto edenler arasındadır.

Tecrite karşı mücadele nedeniyle gözaltına alnımış, tutsak düşmüştür. Hasta tutsaklara özgürlük eylemlerinin emekçilerindendir.

Ağır sağlık sorunlarına, defalarca gözaltına alınmasına ve iki kez de tutsak düşmüş olmasına rağmen, tutsakların sesi soluğu olmaktan vazgeçmediği için, haklar ve özgürlükler mücadelesini büyüttüğü ve tecrite karşı mücadelede ısrarlı olduğu için şimdi tecrit altındadır.
2010.07.25
Geri Dön