| Bir kaç dakikalık sınavlara sığdırılan gelecek
Geçtiğimiz günlerde ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan tarafından açıklanan üniversitelere giriş sınavlarının sonuçları, ülkemizdeki eğitim sisteminin çarpıklığını bir kez daha ortaya koydu. 1 milyon 856 bin öğrencinin katıldığı sınavlarda, yalnızca 784 bin öğrencinin "180 barajını" aştığı ve 10 bin öğrencinin de sıfır puan aldığı açıklandı. Sayılar yaşanan adaletsizliği ve eğitim kurumlarının düştüğü durumu çok açık bir şekilde tekrardan göstermektedir.

Her dönem sonunda gördüğümüz bu sonuçlara şaşırmamak gerekir. Her yıl televizyonlara çıkıp "sınav sistemini değiştirdik, düzelttik" deseler de, bu sadece bir yalandan ibarettir. Beş ayrı sınav yapmakla, farklı tarihlere koymakla ne eğitim sistemi değişmiş olur ne de bu sonuçları değiştirebilirler. Ülkemiz eğitim sisteminin bu halde olmasının nedeni tamamen halkın çıkarlarına göre değil, tekellerin çıkarlarına göre şekillenmiş olmasındandır.

Bu düzen kendinden olmayan kimseye değer vermez. Bu yüzden okullarımızda eğitim adına hiçbir şey yoktur. Araştırmayan, sorgulamayan, kendi tarihine yabancılaşmış, Amerika'ya, Avrupa'ya özendirilmiş, düzene biat eden gençlik yaratmak için eğitimi de buna göre şekillendirmişlerdir.

Tamamen üniversite sınavına yönelik ezberci bir anlayış vardır. Öğrencileri geliştirecek, soracak - sorgulatacak bir faaliyet yoktur. Hatta çoğu bilgi "sınavda çıkmaz" denilerek atlanmaktadır.

Okulların sınavı kazanmak için yetersiz hale getirilmesinden dolayı, çoğu öğrenci dershanelerde eğitim almaya çalışıyor. Okullarda görülen derslere bir de dershane eklenince, öğrenciler derslerin altında boğuluyorlar. Gençliği kalıba sokmak egemenlerin gençlik politikasıdır. Sadece ders ve ödevlerle zaman geçiren öğrenciler etrafında olup biteni görmezden geliyor. Kendi dışındaki gelişmelere karşı duyarsızlaşıyor, bencilleşiyor.

Dershaneler de öyle bir hal almıştır ki, şehirlerde dershaneye giden öğrenci sayısı çok fazla artmıştır. Mevcut eğitim sistemine göre üniversite sınavını kazanmak için dershaneye gitmek "zorunluluk" haline getirilmiş. Fakat dershane ücretlerine bakıldığında yoksul halk çocuklarının önemli bir kesiminin dershanelere gitme olasılığı yoktur. Yani denilmektedir ki; Parası olan okur, olmayan okuyamaz.

Ayrıca dershaneler de hızla yayılmış, ülke genelinde dershane tekelleri ortaya çıkmıştır. Bu tekeller Anadolu'da da yayılmaya çalışmaktadır. Yoksul halk çocukları üniversiteye gidebilmek için buralarda eğitim görmek zorundadır. Bu yüzden bin bir zorlukla, anne-babaların büyük fedakarlıklarıyla dershanelere kayıt olmaya çalışırlar.

İşte böyle bir tabloda öğrencilerin birbirini elemesi, birbiriyle yarışması adaletli midir?

Mesele uğraşıp didinip sınavı kazanmakla da bitmiyor tabi. Üniversiteyi kazananları kayıt parası, harç paraları, alınması zorunlu kitaplar, yurt parası, vb. birçok harcama bekliyor. Paran yoksa okuyamıyorsun yani!

Adaletsizlik her yerde karşımıza çıkacaktır. Bu adaletsizlikleri görmezden gelmeyelim. Hayatımız birkaç saatlik bir sınava bağlı olmasın. Geleceğimizi sınavlarla kazanacağımız yalanına inanmak yerine mücadele ederek, haklarımızı savunarak karşı duralım. Gerçek anlamda, halk için eğitimi de o zaman kazanmış olacağız. Yaşadığımız adaletsizliğe dur diyelim.

2010.07.25
Geri Dön