| | Halk Pikniği ve Kitle Çalışması |
"Mahallemizde birçok mahalleden farklı olarak güzel bir piknik alanımız var. Maalesef biz sahip çıkmadığımız için bugüne kadar son durak ormanı içki içip çevreye rahatsızlık verenlerin, uyuşturucu kullananların, bazı ahlâksızların mekanı olmuştu adeta.
Halk Cepheli devrimcilerin koydukları bazı yasak ve uyguladıkları denetimler ile biraz olsun bunların önüne geçildi..." Bu anlatım, Gülsuyu-Gülensu Haklar Derneği üyesi devrimcilerin, Halk Pikniği'ne davet için dağıttıkları bildiride geçiyordu. Evet, bir piknik alanı da yeri geldiğinde mücadelenin bir parçasıydı. 25 Temmuz günü yapacakları "2. Geleneksel Yozlaşmaya Karşı Halk Pikniği" için çalışma yürüten devrimciler, daha ilk günlerde; Gülsuyu Son Durak, Telsizler, Emek Caddesi, Heykel, Mustafa Bakkal, Fatma hanım, Esenkent bölgelerinde, Zümrütevler'de, 70 Evler'de 3000 adet bildiri dağıtıp 1300 adet afişleme yapıp, 25 tane pankart astılar. Heykel Meydanı'nda halk pazarının olduğu gün stand açtılar. Bunların dışında pikniğe halkı katmak için günlerce kapı kapı dolaştılar. Evden eve, kişiden kişiye ulaştılar. Gittikleri her yerde pikniği, yozlaşmayı, halkın değerlerine sahip çıkmayı, piknik alanını sahiplenmeyi anlattılar. Sadece bir piknik, sadece bir etkinlik olarak düşünmediler. "Afişlerimizi, pankartlarımızı asar, çağrımızı yaparız, gelen gelir.." diyerek kendilerini sınırlamadılar. Kuşkusuz asılan her pankartın, dağıtılan her bildirinin halk üzerinde bir etkisi olacaktır. Afişler, bildiriler, pankartlar, gerekli ve önemlidir. Ancak bir şey örgütlenirken, bunlar tek başına yetersizdir; o afişlerin, pankartların kitleyi örgütlemesi, bir eyleme, bir etkinliğe katılıma dönüşmesi, ancak kapı kapı dolaşılarak yapılacak çalışma ile mümkündür. Kitle çalışması budur zaten ve bu çalışma tarzı, devrimcilere unutturulmaya çalışılmaktadır. Gülsuyu'nun, Gülensu'nun sokaklarına girerek, kapı kapı dolaşarak piknik çalışması yürüten devrimciler, afiş ve pankartların asılmasını, bildirilerin dağıtılmasını yeterli görmeyerek, işte bu unutturulmaya çalışılan kitle çalışmasını yapıyorlardı. Emekle, iğne ile kuyu kazarak, "olmaz"ları "olur"a dönüştürerek, "bakarız"ları sabırla "katılmalısınız"a çevirerek bıkmadan-usanmadan anlattılar. Aldıkları net olmayan cevaplar karşısında bile umutsuzluğa kapılmadılar. Yozlaşmaya karşı binleri piknik alanına taşımayı bir görev olarak koydular önlerine. Unutturulmaya çalışılan kitle çalışması Gülsuyu-Gülensu'da sürdürülen kitle çalışması olması gerekendir aslında. Yıllardır solun büyük bölümünün unuttuğu, sola unutturulan asıl çalışma tarzıdır bu. Kitleyi, kitle çalışmasını gündeminden çıkaran sol kesimler, belli başlı şehirlerin bilinen birkaç meydanında yaptıkları bir kaç açıklamayla sınırlamışlardır kendilerini. Bu tarzın sonucunda da sadece protesto eden ve kitleye gitmeden kitleye çağrı yapan bir sol görünümü çıkmıştır ortaya. İstanbul'da Taksim Tramvay Durağı ve Galatasaray; Ankara'da Yüksel Caddesi, İzmir'de Kemeraltı girişi, Sümerbank yanı... ve hemen tüm şehirlerin böyle bir yeri var artık... Oralarda açıklamalar, oturma eylemleri, yürüyüşler yapılıyor ve sol dünyasını oralarla sınırlıyor.. Yoksul halkın oturduğu mahallelerin tozlu çamurlu yolları unutuluyor... İşçilerin kışla disiplini altında çalıştığı fabrikalara gidilmiyor. Kuşkusuz biz bu meydanlarda açıklamalar, eylemler yapılmasına karşı değiliz. Tramvay Durağı da, Galatsaray önü de, Yüksel Caddesi de bizimdir. O meydanlarda açıklamalar, eylemler yapabilme hakkını da bedeller ödeyerek kazandık. Bizim itirazımız, devrimci çalışmanın, mücadelenin buralardaki bir kaç eylemle sınırlandırılmasınadır. Bu meydanlarda yapılan eylemler ile evden eve, kişiden kişiye, kulaktan kulağa yapılan kitle çalışması karşı karşıya da getirilemez. İkisinin yeri ayrı, işlevleri ayrıdır. |
| 2010.07.25 |