| | Referandum aldatmacadır |
Burjuva demokrasisinde ve faşizmin demokrasicilik oyununda
referandum aldatmacadır • Halkımız AKP'nin referandum aldatmacasına alet olmayın • Referandum halkın iradesini açığa çıkarma aracı değil, AKP politikalarının halka onaylattırılmasının aracıdır... • AKP 12 Eylül Anayasası'nın özüne dokunmuyor, emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin isteklerini karşılıyor, kendi iktidarını güçlendiriyor • Referandum, ancak halkın iktidarda olduğu bir sistemde halkın iradesini yansıtabilir.. 12 Eylül 2010'da AKP'nin Anayasa değişiklik paketi için referandum yapılacak. Başbakan Tayyip Erdoğan "karar da milletindir, söz de milletindir" diyor. Erdoğan yalan söylüyor ve halkı aldatıyor. Çünkü aslında bu süreçte 12 Eylül'de halkın ne söyleyecek sözü ne de verecek kararı vardır. 12 Eylül'de referanduma sunulan Anayasa değişiklik paketinin kararını halk almamıştı. Aldatmaca şudur; Burjuva demokrasilerinde ve faşizm altında uygulanan demokrasicilik oyununda referandum; "halkın iradesi" olarak sunuluyor. Ne burjuva demokrasilerinde ne de faşizmin demokrasicilik oyununda, referandum halkın iradesinin ortaya konulması değildir. Meydan Larousse ansiklopedisinde referandum şöyle tanımlanıyor: "Siyasi iktidar tarafından alınan bir kararın idare edilenler tarafından kabul edilip edilmediğini ortaya koyan halk oyuna başvurma usulü." Referandum, ülkemizde sıkça başvurulan bir yöntem olmasa da burjuva demokrasilerinde sıkça başvurulmaktadır. Burjuvazi, bu referandumların halkın kararına başvurma olduğu iddiasındadır. Ancak baştan belirtelim ki, en gelişmiş burjuva demokrasilerinde bile, hiçbir referandum, halkın iradesinin doğrudan ve tam ifadesi olamaz. Birincisi; burjuva demokrasilerinde ve faşizmin demokrasicilik oyununda referandumların çok büyük bir bölümü, egemenlerin ve onların temsilcisi siyasi iktidarların ihtiyaçları temelinde gündeme getirilir. Halkın talepleri ve sorunları için yapılan referandumlar istisnadır. Dolayısıyla bu mekanizma içinde, referandum, egemenlerin politikalarının, çıkarlarının halk kitlelerine onaylattırılması gibi bir işlev üstlenir. İkincisi; Gerek emperyalist ülkelerde, gerekse de yeni-sömürge ülkelerde, hiçbir referandum, gerçek anlamda tam demokratik ve özgür koşullarda yapılamaz. Bu nedenle de ortaya çıkan sonuçlar hiçbir zaman halkın iradesinin açığa çıkması olarak değerlendirilemez. Ortaya çıkan sonuçlar, her zaman halkın iradesinin şu veya bu şekilde çarpıtılmasının, yönlendirilmiş olmasının sonucudur. Halkın çoğu zaman referandum yapılacak konu hakkında gerçek anlamda bilgisi yoktur. Bilgi, emperyalistlerin tekelindedir. Egemenler ne kadar anlatırsa, halkın o kadar bilgisi vardır. Halktan çoğunlukla, önüne konulana evet veya hayır denilmesi istenir. Burada halkın, iradesinden ziyade, siyasi iktidarın aldığı kararları onaylamaya zorlanması vardır. Özellikle yeni sömürgelerdeki referandumlar, çoğunlukla bundan ibarettir. Ülkemizde yapılan referandumlar bunun kanıtıdır. Bugüne kadar -Cumhuriyet tarihinde- ülkemizde dört kez referandum yapıldı. İlk referandum, 27 Mayıs darbesi sonrasında 1961 Anayasası için 9 Temmuz 1961'de yapıldı. Anayasa tasarısı hazırlanırken halka düşünceleri sorulmamış, hiçbir tartışma süreci hayata geçirilmemiştir. Sonuçta referanduma giderken de halkın, Anayasanın neleri içerip neleri içermediği konusunda tam bir bilgisi yoktu. Halktan vakıf olmadığı bir anayasayı onaylaması ya da reddetmesi isteniyordu.. İkinci referandum, 7 Kasım 1982'de yapıldı. Bu referandumda 12 Eylül faşist cuntasını ve açık faşizmi kurumsallaştıracak olan 82 Anayasası oylandı. Halk, "sivil yönetime", "demokrasiye geçiş" vaadi ile aldatıldı ve anayasa baskıyla, faşist terörle onaylattırıldı. "Hayır" demenin bedeller gerektirdiği referandumda, cunta Anayasası yüzde 91,7 evet oyuyla kabul edildi. Üçüncü referandum, yine halkın ihtiyaçları için değil oligarşik düzenin ihtiyaçları için 6 Eylül 1987'de 12 Eylül Anayasası'nın siyaset yasağı koyduğu burjuva politikacılarına yasağın kaldırılıp kaldırılmaması hakkında yapıldı. Son referandum ise 21 Ekim 2007'de AKP'nin ihtiyaçları doğrultusunda yapıldı. Referandumda Cumhurbaşkanlığı süresinin 7 yıldan 5 yıla indirilmesi ve Cumhurbaşkanının meclis tarafından değil halk oyu ile seçilmesi oylandı. Ancak, halkın büyük çoğunluğu oylanan konunun ayrıntılarına vakıf değildi; yakınlık duydukları partinin politikasına göre evet veya hayır oyu verdiler.. Aldatmaca budur: Referandumlara halkın iradesi deniliyor. Halkın iradesi bu mu? Halk, mesela 1982'de para cezası tehditiyle zorla sandık başına götürüldü. Halkın "söz ve karar hakkını kullanması" bu mu? Burjuvazinin diktatörlüğü altında özgür irade olamaz Üçüncüsü; mevcut sistem içinde yapılan referandumlarda halkın iradesini ortaya çıkarmasının koşulları yoktur. Halk hiçbir şekilde konuyla ilgili tartışmalara katılamaz. Referanduma gidiş kararı aşamasındaki tartışmalar çoğunlukla egemenler arasındaki tartışmalardan ibarettir. Halk referanduma sadece oy verme sürecinde katılır. Halkın özgürce iradesini ortaya koymasının koşulları yoktur. Referandum için yapılacak hiçbir tartışma tam demokratik özgür bir ortamda yapılamaz. 12 Eylül Anayasası referandumu bunun en bariz örneğidir. Referanduma "hayır" demek suç sayılmış, hayır diyenler büyük bedeller ödemek zorunda kalmıştır. Denilebilir ki, 12 Eylül referandumu cunta koşullarında yapılmıştır. Ancak "sivil" hükümetler zamanında yapılan sonraki referandumlarda da halkın özgür iradesinin ortaya çıktığı söylenemez. Esas aldatmaca da buradadır. Sık sık çeşitli konularda referandum yapan Avrupa'daki emperyalist ülkelere bakalım. Halkın referandum yapılacak konu hakkında gerçek ve tam bilgisi yoktur. Çünkü, yukarıda da vurguladığımız gibi, konuyla ilgili bilgiler sistemin tekelindedir. Bu da her türlü çarpıtmaya, yönlendirmeye açık bir yöntem yaratır. Kimse, "artık internet çağında bilgi herkesin ulaşabileceği yerdedir..." diye düşünmesin. İnternetteki bilgilerin çoğu da tekellerin yayılmasına izin verdiği bilgilerdir. Nükleer santrallerin doğa ve insan üzerindeki etkileri konusundaki bilgilerin ne kadarı gerçektir, ne kadarı gizlenmiştir? Bunu halklar bilemiyor, çünkü bu araştırmaları yapan ve bilgiye sahip olan, emperyalist ve yeni-sömürge devletler ve tekellerdir.. Durum buyken, "nükleer santrallere evet mi hayır mı?" diye yapılan bir referandum ne kadar demokratik olabilir? Diyelim ki, anayasa değişikliği gibi sosyal, siyasal alanlarda böyle bir bilgi gizlenmesi sözkonusu değlidir. Ama yine bir "kısıtlama" vardır. Çünkü bu kez de hemen tüm iletişim araçları üzerindeki bir tekel, mutlak bir hakimiyet söz konusudur. Halktan yana güçler, devrimci güçler, düşüncelerinin özgürce propagandasını yapabilecekleri imkanlardan yoksundur. Bunu karşılık, iletişim araçlarının ezici çoğunluğuna sahip olan burjuvazi, kendi düşüncelerini en geniş şekilde yayar, empoze eder. Kitleler tekellerin empoze ettiği düşünceler etrafında "evet" ya da "hayır" noktasında saflaştırılır. Tartışmalar ancak tekellerin belirlediği sınırlar içinde yapılır. Geçen yıl, İsviçre'de "camilere minare yapılsın mı yapılmasın mı?" diye referandum yapıldı. Birincisi, halkların inançları üzerine referandum yapılması demokratik değildir. Pekala bu durumda ırkçı, milliyetçi şoven bir propagandayla bir ülkede azınlıkta olan bir halkın en temel hakları referandum yoluyla "halk iradesi" denilerek ortadan yok edilebilir. Nitekim İsviçre'de cami minareleriyle ilgili yapılan referandumla Avrupa'da yaşayan göçmen müslüman halkların inançları hakkında karar verilmiştir. Burada halkın özgür iradesi yoktur, tekellerin yönlendirdiği doğrultuda tekellerin politikalarının halka onaylatılması vardır. Burjuva demokrasilerinde oyun da budur. Referandumlarda tekellerin, iktidarların aleyhine hiç karar çıkmaz mı? Çıkabilir elbette. Nitekim bazı konularda tekellerin aleyhine kararların çıktığı da olmuştur. Bu da zaten burjuvazi açısından demokrasicilik oyununun katlanılması gereken sonuçlarıdır. Nasıl ki burjuva demokrasilerinde veya sömürge tipi faşizmlerde istisnai de olsa seçimler zaman zaman tekellerin istedikleri sonucu tam olarak vermeyebiliyorsa, bu, referandumlar için de geçerli bir ihtimaldir. Bu ihtimalin varlığı referandumların burjuva demokrasilerinde demokratik bir yol olduğunu, halkın iradesinin ifadesi ol-duğunu göstermez. Referandumlar burjuva demokrasisi ve sömürge tipi faşizmlerde referandumdan çıkan sonuçlardan bağımsız olarak halkın çıkarına değil, tekellerin düzenine hizmet eder. Bunun için referandum aldatmacadır. AKP'nin 12 Eylül'de referanduma sunduğu anayasa değişiklik paketinde ise katmerli bir aldatmaca vardır. Aldatma içinde aldatma diye de tarif edebiliriz bunu. AKP iktidarının, esas olarak kendi iktidarını güçlendirmek için gündeme getirdiği, "toplumsal tabanını" genişletmek için tekellerin ve çeşitli kesimlerin bazı taleplerini de içine koyduğu Anayasa değişiklik paketi, sanki 12 Eylül Anayasası'nın değiştirilmesi gibi sunuluyor. Sanki 12 Eylül'den hesap sorulacakmış gibi sunuluyor. AKP iktidarı tam bir riyakarlık içinde yalan söylüyor. Halkın 12 Eylül Anayasası'na karşı olan birikmiş tepkisini, öfkesini, mağduriyetini istismar ediyor. Halk kitleleri 12 Eylül referandumunda iç içe geçmiş iki büyük aldatmacayla karşı karşıyadır. Bu noktada referandumda oylanan maddelerin tek tek ne söylediğinin hiçbir önemi yoktur. 12 Eylül'de yapılacak referandumda halkın iradesi ortaya çıkmayacaktır. Halkın söz ve karar hakkı olmayacaktır. Yapılacak referandumla tekellerin ihtiyaçları ve AKP'nin kendi iktidarını güçlendirmek için aldığı kararlar HALKA ONAYLATTIRILMAYA çalışılacaktır. Referandumların halkın iradesinin tam bir ifadesi olması, ancak sosyalizmde mümkündür Çünkü halka özgürce tartışabildiği olanaklar ancak ve ancak sosyalizmde sağlanır. Kapitalist sistemle sosyalizmin halka bakış açısı farklıdır. Kapitalizmde referandum tekellerin talebi ve çıkarları doğrultusunda yapılır. Onun için referandum halka sorulmaz. Sosyalizmde ise referandum kararı halkın ihtiyaçları doğrultusunda alınır. Referandum kararı alınmadan önce referandumu yapılacak konu halkın tüm kesimlerinde, konuyla ilgili bütün ihtimallarin özgürce tartışılabildiği olanak yaratılır. Halk tek tek evlere sokaklara kadar inen, fabrikalardan atölyelerden köylere, beslenen gerçek ve özgür bir tartışma sürecinin sonucunda karar verir. Yapılacak referandumun kararı halkın tüm kesimlerinin tartışması sonucunda alınır. Halkın görüş ve önerileri alınarak yapılacak bir referandum elbette halkın iradesinin açığa çıkması anlamına gelir. Kapitalist sistemde halka böyle bir imkan tanınmaz. Kapitalizmde alkın referanduma katılımı demagojiden ibarettir. Sosyalist sistemde ise halk, alınacak kararın asli unsurudur. Nitekim bugüne kadar dünyada hazırlanmış nicelik ve nitelik olarak en geniş en yaygın katılımlı tartışmaların yapıldığı referandum ve özel olarak da anayasa süreçlerinin sosyalist iktidarlar altında gerçekleşmesi tesadüf değildir. Halk iradesi
Halk ve irade... İkisinin de bugünkü düzende bir anlamı, bir değeri yoktur. Diyebiliriz ki, 1950'li yıllardan "çok partili düzen"e geçişten bu yana aradan geçen 60 yılda halk ve halkın iradesinden çok sık söz edilmesine karşın, halkın iradesi hiç hesaba katılmamıştır. Düzen partileri için halkın iradesi lafta bir deyimdir. Çünkü, birincisi; kurulu düzenin yasal, siyasal düzeni içinde halkın iradesinin bir yeri yoktur. İkincisi; Çarpık kapitalist düzen halkın iradesine rağmen devam ettirilmektedir. Halkın iradesi diye adlandırılan seçim ya da referandum sonuçları, çarpık düzeni örten bir şal olarak kullanılmaya çalışılmıştır. Halkın iradesinin hesaba katıldığı, halkın iradesinin yaşamda bir anlam kazandığı örnekler yoktur. Düzenin gerçek sahipleri en temel konularda her zaman kendi sınıfsal çıkarlarının gereğini yapmışlardır. Halk üzerindeki baskı alabildiğine artırılırken halk işsizliğe, yoksulluğa mahkum edilirken, burada halkın iradesine başvuran yoktur. Ama ne zaman ki, kendi politikalarını, kararlarını sandık aracılığıyla meşrulaştırma ihtiyacı duyuyorlar, o zaman halk iradesini hatırlıyorlar. Örneğin AKP iktidarı elindeki kozları kullanarak, sürdürdüğü iktidar çatışmasında halkı yedeklemek için halkın iradesinden söz etmeye başlamıştır. Referandum bir bakıma bu mantıkla gündeme getirilmiştir. Halk bu düzende iradesini ancak örgütlü mücadelesi ile kabul ettirebilir. Talepleri için örgütlenecek ve bir güç olacaktır. O nedenle örgütlenmek ve mücadele etmekten başka bir seçenek yoktur. Ancak asıl olarak halkın iradesi Sosyalizmin dışında hiçbir sistemde hakim olamaz. Sosyalizm dışında hepsi kağıt üstünde ve göstermeliktir. Öylesine göstermeliktir ki, halkın iradesi diye adres gösterilen tek olgu belirli periyodlarla yapılan genel ve yerel seçimler olmaktadır. Halkın iradesinin asıl anlam kazandığı düzen sosyalizmdir. Çünkü sosyalizm halkın egemen olduğu kendi düzenidir. Sosyalizm, örgütlenmiş emekçilerin, işçilerin kendi düzenidir. Böyle bir düzenin her hücresinde ise zaten halkın iradesinin belirleyiciliği vardır. Örneğin sosyalizmde yeni bir anayasa mı yapılacak, bunu halk en özgür, en demokratik biçimde yapacaktır. Bugünkü düzen ile sosyalizmin farkı buradadır. Sosyalizmde halkın iradesi yaşamın bütününde vardır. Bugünkü düzende ise bu tümüyle göstermeliktir. |
| 2010.07.25 |