| Hem işkenceci, hem pişkin!

"Ben görevimi yapıyorum"



AKP "12 Eylül"le hesaplaşma şovları yaparak, tecriti, işkenceyi unutturamaz

Başbakan'ın AKP kurmaylarının "hak-hukuk", yalanları, döktükleri sahte gözyaşları hapishanelerde süren tecriti, işkenceyi, hak gasplarını unutturamaz.

Tutsaklarla, halkla adeta alay ediyorlar. Başbakan Erdoğan, kürsüde sahte gözyaşları dökerken, F Tipi hapishane hücrelerinde, mahkeme salonlarında, tutsaklar işkence görmeye devam ediyor.

Edirne F Tipi Hapishanesi'nde Mehdi Boz isimli tutsak, kendisine daha önce yapılan işkence ile ilgili savcılığa ifadeye götürüldüğünde hem götürülürken hem de hapishaneye getirilirken işkence gördü.

Üstelik, işkencenin içinde astsubay tarafından kışkırtılan adli tutuklular da yer aldı.

İşkenceciler, "işkence yaparım, bizi kimse yargılayamaz" pervasızlığı içindedir. Yine tutsakların yapılan işkenceye sessiz kalmaması, suç duyurusunda bulunması karşısında da "işkence görecek ama boyun eğeceksiniz" diyorlar.

Kuşkusuz daha önce olduğu gibi bugünde tutsaklar işkenceye boyun eğmeyecekler.

Yine son dönemde sürgün-sevk saldırıları ile iktidar devrimci tutsakları yıldırmaya, tecriti pekiştirmeye çalışıyor.

Bolu F Tipi Hapishanesi'nde kalan devrimci tusak Ümit İlter, sürgün-sevkle İzmir Kırıklar 2 No'lu F Tipi Hapishanesi'ne getirilmiş, devrimci tutsakların kaldığı 1 No'lu F Tipi Hapishanesi'ne verilmeyerek ayrıca bir tecrite tabi tutulmuştur.


İşkence için suç duyurusunda bulunan
tutsağa işkence


Ali Osman Köse'nin mektubundan; (Edirne F Tipi Hapishanesi, 4 Temmuz 2010)

MKP davası tutsağı Mehdi Boz, kendisine daha önce yapılan işkence ile ilgili olarak savcılığa ifade vermek için Edirne Adliyesi'ne götürüldü.

İfade vermek için götürülen Mehdi Boz, görevli Astsubay'ın emri ile askerler tarafından işkence edilerek hastanelik edilinceye kadar dövülmüş. Bununla yetinmeyen Astsubay bu kez dönüş yolunda, Edirne Kapalı Hapishanesi'nin adli tutuklularının ellerini açtırıp, adli tutukluları Mehdi Boz'a saldırtmıştır.

İşkenceci Astsubay, "ben görevimi yapıyorum" diyor. Görevi işkence yapmak... Tutsaklar slogan atınca, "ağızlarını kapıyorum" diyormuş. İşkence yaparak, susturmaya çalışıyor işkenceci Astsubay. Alışmışlar işkence yapmaya...

Yapılan işkence ile ilgili olarak yarın tüm tutsaklar olarak suç duyurusunda bulunacağız."


Telefon görüşmesinde tekmil dayatması

Ümit Çobanoğlu'nun mektubundan; (İzmir Kırıklar 1 No'lu F Tipi Hapishanesi, 4 Temmuz 2010)

"Bizim burada telefonda tekmil dayatması ise hala devam ediyor. Öyle ki, doğal akışında bir ad söylenmesini dahi kabul etmiyorlar.

Aileler yanlışlıkla da olsa ad soyad söyledimi yine de görüşmeyi kesiyorlar. Neymiş, önce biz söyleyip soracakmışız, biz sormadan kendiliğinden söylerse kabul edilmiyor.

Acaba bu dayatmayı kabul etsek ardından ne isteyecekler?"


"Hak gaspları sürüyor"

Mustafa Gök'ün mektubundan; (Sincan 1No'lu F Tipi Hapishanesi,7 Temmuz 2010)

"Şu anda adalet bakanı olan Sadullah Ergin göreve gelir gelmez, Sincan hapishaneler kampüsünde gazeteciler eşliğinde bir görüntülü telefon şovu bile gerçekleştirmişti. Başımıza geleceği tahmin etsek de "eyvah!" demeye fırsat kalmadı. Telefon hakkımızı tümden gasp ettiler.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldığı için tekli hücrelerde tutulan arkadaşlarımızın zaten sınırlı olan havalandırma süreleri de çok görülüp kısıtlandı.

Hapishane idaresinin, son icraatlarından birisi de görüşlerde birbirimizin ailesine selam vermemizin, hal hatır sormamızın yasaklanması oldu. Örneğin, bitişik hücredeki arkadaşlarımız, yılbaşı açık görüşünde daha önceden yaptıkları gibi, aileleriyle birlikte aynı masada oturup görüşme yaptıkları için yazılı olarak uyarıldılar. Ve tekrarlanması durumunda fiili olarak müdahale edilip görüşe son verileceği bildirildi."


F Tiplerini önce övdüler, savundular, şimdi yakınıyorlar!

İstanbul Silivri Hapishane kampüsünde kalan "Ergenekon davası" tutukluları; gazeteci Mustafa Balbay, gazeteci yazar Tuncay Özkan ile emekli Albay Atilla Uğur, "Hapishane'de zulüm altındayız" diyerek TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanlığı'na başvurdular.

Bu 3 tutuklu "normal" bir başvuru yapmayıp, "acil görüşme" talep ettikleri TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanlığı'na gönderdikleri şikâyet dilekçesinde;

Hapishane'de kendilerine kötü davranıldığını, kamera ile gözetlendiklerini ve psikolojik baskı altında tutulduklarını söylediler.

Kısacası; Hapishane'de tecrit, baskı, zulüm vardı. Ve 24 saat gözetleniyorlardı. Oysa bunlardan daha fazlasını 10 yıldır devrimci tusaklar yaşadı.

Devrimci tutsaklar can bedeli tecrite karşı mücadele ederken, Tuncay Özkanlar tecriti, F Tipi Hapishaneleri savunan programlar yapıyordu.

Tuncay Özkan Kanal D televizyonunda F Tiplerinin reklamını yapan bir program yapmış, tecriti sahiplenmişti o yıllarda.

Hatta bu program üzerine TAYAD'lı aileler 26 Aralık 2000'te Tuncay Özkan'a yazdıkları mektupta şunları söylemişlerdi;

"Evet sayın Özkan, F Tiplerinin en son reklamını siz yaptınız. Şimdi çocuklarımızı da orada gösterin. Bakanınızdan izin alın ve orada neler oluyor tüm dünyaya gösterin. Bakalım, insanlar "ışığa ihtiyaç duymadan kitap mı okuyor orada" her yandan sıcak su mu akıyor? Bunu istemek bizim hakkımız. Bekliyoruz!"

Bu satırlardan 10 yıl sonra Tuncay Özkan reklamını yaptığı F Tiplerinde "zulüm var" diyor. Dün zulme güç verenler, destekleyenler bugün yakınıyorlar.

***


Tecrite Karşı Mücadele Platformu:
Hapishanelerde Keyfi Uygulamalara Son!


17 Temmuz günü İstanbul Galatasaray Lisesi önünde F Tipi hapishanelerde yaşanan baskıları ve keyfi uygulamaları protesto etmek için Tecrite Karşı Mücadele Platformu tarafından eylem yapıldı.

Galatasaray Lisesi önünden Taksim Tramvay Durağı'na doğru yürüyüşe geçildi. Tramvay Durağı'nda Hıdır Sabur tarafından okunan açıklamada F Tipi hapishanelerde son zamanlarda artan keyfi uygulamalara ve ağırlaştırılmış tecrite değinerek, tutsakların özellikle keyfi gerekçelerle, bulundukları hapishanelerden uzak hapishanelere sürgün edildiklerini ve buna örnek olarak da Kırıklar 2 Nolu F Tipine sürgün edilerek tek başına tutulan Ümit İlter'i gösterdi. Açıklamanın devamında ise, hasta tutsakların sağlık haklarından tamamen mahrum bırakıldıklarını söyleyerek, Abdullah Akçay, Yaşar İnce, Kemal Ertürk, Kamil Turanlıoğlu ve Erol Zavar başta olmak üzere tutsakların tedavileri yapılmayarak ölüme terk edildiklerini söyledi.

Hapishanelerdeki saldırıların ve tehditlerin anlatıldığı açıklamada, tutsak yakınlarının yaşadığı keyfi uygulamalara değinilerek, kadın görüşçülerin arama bahanesiyle tacize ve hakarete uğradıkları belirtildi.

Hapishanelerdeki keyfi uygulamaları engellemek için devrimci ve demokratik örgütlere duyarlılık ve ortak mücadele çağrısıyla eylem sona erdi.

***


ÇHD: Yine Adli Tıp;
Nur Birgen; Ölüm


23 Temmuz günü Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi (ÇHD) tarafından Adli Tıp Kurumu önünde bir eylem yapıldı.

"Adli Tıp Kurumu Öldürmeye Devam ediyor! Nur Birgen ve Ekibini Durdurun" yazılı pankartın açıldığı eylemde açıklamayı Av. Güçlü Sevimli okudu.

Sevimli "Yine Adli Tıp! Yine Nur Birgen! Yine Ölüm! Abdullah Akçay'ı Öldürdüler" başlıklı açıklamasını okuyarak kan kanseri hastası Abdullah Akçay'ın 11 aydır Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tutulduğu mahkum koğuşunda yaşamını yitirdiğini söyledi.

Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun başında olan Nur Birgen'nin suç işlediği belirtilerek "Artık Adli Tıp Kurumu'nun hukuka, ahlaka, insanlığa sığmayan kararlarına ve Nur Birgen ile ekibine dur denmelidir" denildi. Eylem "Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın" sloganının atılmasıyla sona erdi.
2010.07.25
Geri Dön