| Yine aynı yerdeyiz!
Manevralardan, demagojilerden sonra yine aynı yerdeyiz!



AKP, 'Kürt sorunu terör sorunudur' demeye devam ediyor

- Sınır boylarını korumak için özel ordu kuruyor
- Kürt halkını daha çok katletmek için 175 yeni karakol yapıyor
- Yeni silahlarla orduyu donatıyor, yeni helikopterler alıyor
- Katlettiği gerillaların ölülerine işkence yapıyor
- Bunların hiçbiri Kürt halkının mücadelesini engelleyemez!


Şu an yaşanan siyasi gelişmeler, Türkiye gerçeğini bilmeyenlere şaşırtıcı gelecektir.

Daha bir kaç ay öncesinde, sanki Kürt sorunu "çözülmüş", adeta ülkede herşey "güllük-gülistanlık" mış gibi pembe tablolar çiziliyordu.

Mutlu olanlar, umutlu olanlar, çözüldü çözülecek beklentisinde olanlar çoktu ortada.

Sonuç?...

Bir kaç ay önce bu tartışmaların yapıldığı, bu beklentilerin olduğu Türkiye'yle, bugünkü Türkiye arasında bir benzerlik yoktur. Bugün tartışmalar çok farklı noktalarda sürmektedir. Bugün ne umutlu olanlar var, ne "çözüldü çözülecek" havasını yayanlar.

Bunların tersine, sınır ötesi operasyonlar tartışılıyor, yeni özel orduların kurulması, olağanüstü hal ilan edilmesi tartışılıyor; hatta oligarşinin Kürt sorununu Sri Lanka'daki gibi kitlesel katliamlar yaparak çözeceğini dile getirenler duyuluyor bugün.

Özcesi bugünkü tablo "bambaşkadır".

Türkiye gerçeğini tanımayanlar açısından elbette sadece bu görünüme bakarak yapılan değerlendirmelerde, bir uçtan bir uca savrulmak kaçınılmaz olmaktadır. Oysa dün olanlarla bugün yaşananlar birbirinden ayrı değildir.

Oligarşinin politikaları açısından değişen veya şaşırtıcı bir durum yoktur özünde. Oligarşi manevralarla politikasını sürdürmekte, ama asıl olarak Kürt sorununda bilinen politikalarından da vazgeçmemektedir.

O nedenle, dün de ortada bir çok kesimin umutlandığı gibi bir "çözüm ihtimali" yoktu. Yani AKP iktidarı Kürt milliyetçilerine "kızıp" da "çözüm"den son anda vazgeçmiş değildir. Ya da "Habur'daki gelişmelere tepki" sonucu "açılım politikalarından" vazgeçmiş değildir.

Bu gerekçe ile AKP halkı aldatmaya çalışmış, "çözüm istemeyen" "oyunu bozan" taraf olarak PKK'yi ve BDP'yi göstermiştir.

AKP'nin 8 yılındaki iktidarı döneminde manevralar yaparak, yalanlarla, demagojilerle sürdürmeye çalıştığı politikaları dönüp dolaşıp aynı noktaya gelmiştir.

Dün; "açılım politikaları" gereği ülkeye Mahmur'dan, Kandil'den gelişler ve Habur'dan girişler vardı.

Bugün; gelenler tekrar Mahmur'a geri dönmüşlerdir. Bu aynı zamanda bir kez daha "açılım" politikalarının iflas ettiğinin bir başka göstergesidir.

Bunca manevradan sonra AKP iktidarının dönüp dolaşıp geldiği nokta yine "terörle mücadelede anladıkları dilden" konuşmak olmuştur. Kısacası, 80 yıllık inkar, ilhak, asimilasyon ve katliam politikalarına dönülmüştür.


AKP Obama'dan "yardım" istiyor

AKP iktidarı, Kuzey Irak'ta Kandil'deki PKK varlığına karşı yapmak istediği operasyonlar için, gerek ABD'den, gerekse de Barzani ve Talabani yönetiminden "destek" istiyor. Geçtiğimiz haftalar içinde, hem ABD yönetiminden yetkililerle, hem Kuzey Irak Kürdistan bölgesi yöneticileriyle çeşitli görüşmeler yaptılar.

Elbette en başta Obama yönetiminden destek istedi AKP yönetimi. Çünkü güç ve yetki ondaydı ve işbirlikçi bir yönetim olarak onun izni olmadan sınır ötesinde, Irak sınırları içinde hiçbir şey yapamazdı.

Burjuva basında sık sık, ABD'nin "anlık operasyon için" istihbarat verip-vermediği tartışılıyor. Oligarşinin istediği ölçüde istihbarat verip vermedikleri bir yana, ancak Kandil'deki gerilla güçlerinin katledilmesinde oligarşiyle işbirliği içinde oldukları açıktır.

Amerikan emperyalizmi bölgedeki çıkarları için, Türkiye'yi kullanmaya devam ederken, Türkiye'nin "teröre karşı mücadelesini" destekleme açıklamalarını da sürdürüyor.

Nitekim emperyalist katillerden biri gidip, biri geliyor. 19 Temmuz günü ABD Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Norton Schwartz'ı Türkiye'de "ağırlayan" Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay, Amerikalı generale bir ödül verirken, ödülün gerekçesini de şöyle açıklıyordu:

"ABD ile ilişkilerimizin her sahada çok iyi bir noktaya gelmesine vesile olmuştur. Askerler arasındaki ilişki çok mükemmel bir seviyededir." (Hürriyet, 20 Temmuz 2010)

Oligarşinin sözcüleri bazen ilişkilerinin "çok uyumlu" olduğunu ileri sürerken, bazen de "sıkıntılar"dan söz etmektedirler. Uyumluluk veya sitemler, esas olarak aralarında süren pazarlıklara bağlı olarak şekillenmektedir.

Oligarşinin Amerikan emperyalizminden beklentisi, Kürt milliyetçi hareketin Kandil'de bulunan varlığının "ortadan kaldırılması" için askeri güç kullanılmasıdır.

Bu beklentileri çeşitli nedenlerle karşılanmayan oligarşi hiç olmazsa Kandil'de, Irak sınırları içinde daha büyük katliamlar yapabilmek için ABD'den Irak sınırları içinde izin almaya çalışmaktadır.

Nitekim geçtiğimiz günlerde ABD'li katiller oligarşinin ordusunun daha çok katliam yapması, daha çok uçak kaldırıp, askeri operasyon yapabilmesi için "Irak hava sahasının Türkiye'ye açıldığını" müjdeliyordu katliamcılar.

AKP ise ABD'den daha fazlasını istemeye devam ediyor. AKP'nin tüm isteği, "terörle mücadele" adına daha çok kan dökerek, daha çok katlederek Kürt ulusal talepleri temelindeki mücadeleyi yoketmektir.


AKP yeni katliamlar için Barzani'yi kullanmak istiyor


Mesut Barzani, daha düne kadar aşağılanan, kendisine "aşiret reisi" muamelesi yapılan, hep MİT yetkilileri ile görüştürülüp, basının karşısına çıkarılmayarak, arka kapılardan çıkarılan birisi olarak muamele gördü.

Haziran ayı başlarındaki davetinde bu kez "resmi kabul" gördüBarzani. Türkiye'ye davet edilmiş ve Kürt milliyetçi harekete karşı kullanılması konusunda isteklerde bulunulmuştu.

Oligarşinin ondan ne istediğini o günlerde Mehmet Ali Birand özetledi

"Barzani'den eline silah alıp, Türkiye adına Kandil Dağı'na saldırmasını ve PKK ile savaşmasını beklememeliyiz... Buna karşılık, PKK'nın elini kolunu sallayarak Kuzey Irak'ta dolaşmaması için önlemler almalarını beklemek ise hakkımızdır." (M. Ali Birand, Milliyet, 5 Haziran 2010)

Oligarşinin hesabı elbette Barzani yönetimini daha fazla işbirliğine zorlamak, katliamlarına ortak etmekti. AKP Kürt milliyetçi hareketi tasfiye etmek için her yerden destek almaya çalışıyor.

Aslında ortada şöyle bir tablo var; AKP 87 yıldır sürdürülen devlet politikasını devam ettiriyor. İnkar, imha ve asimilasyon AKP eliyle sürdürülüyor.

AKP Kürt halkının taleplerini bastırmak için daha çok kan döküyor, daha çok operasyon yapıyor, katlettikleri gerillaların ölülerine bile işkence yaparak, tüm savaşan güçlere ve halka gözdağı veriyor.


Erdoğan yeni katliamlar için düzen partilerinden destek istedi

"Başta Şemdinli sınır boylarına hababam asker sevkediliyor. Irak Kürt yönetimi baskı altına alınıyor. Uçaklar, Kuzey Irak topraklarını bombalıyor...Güneydoğu'da 1990'lar şartlarına geri dönülüyor. Halkı canından bezdirmiş olan yollara arama noktaları, barikatlar kurma uygulamasına geri dönülüyor." (Cengiz Çandar, Radikal, 13 Temmuz 2010)

Yıllarca AKP'yi desteklemiş olan Cengiz Çandar gibi kimi dönekler, AKP'nin "1990'lı yılları " çağrıştıran koşullara geri döndüğünü yazıyordu.

Kuşkusuz AKP ne yaptığının farkındadır. Halka karşı sürdürdüğü savaşı sistemli bir hale getirmiş, yeni katliamlar için hazırlık yapmaktadır.

Erdoğan yine geçen hafta içinde BDP ve faşist MHP dışında CHP, DSP, BBP, SP ile görüşerek, "terörle mücadele" adına, halka karşı sürdürdüğü savaşa ortak olmalarını istedi.

Başbakan Erdoğan, "açılım" manevrası gereği bir süre önce görüştüğü BDP'yi bu kez tecrit ediyor ve suçluyordu. Çünkü AKP'nin özellikle Kürt halkına karşı sürdürdüğü savaşın bir parçası da BDP'nin sindirilmesidir.

Düzen partileri ile görüşmelerinde alacakları yeni "tedbirleri", yeni aşist terör uygulamalarını, yasakları meşrulaştırmaya çalışan Erdoğan, tüm görüşmelerde daha çok katletmekten, daha çok denetim altına almaktan söz edip durdu.


Hiçbir silah halkın mücadelesini engelleyemez!

AKP bugün halka karşı aynı zamanda büyük bir psikolojik savaş da yürütüyor. Silahlarla alamadığı sonucu psikolojik harekat ile almaya çalışmaktadır.

Psikolojik savaşın bir yanı,"yeni askeri güç gösterisi"yle sürdürülüyor. Yeni özel ordular, yeni helikopterler, herkesin nefes alışını bile izleyen "heron"lar... propagandası eşliğinde tam bir gözdağı ve sindirme operasyonu sürdürülüyor.

Ulusal kimliği yok sayılmış, ulusal hakları gasp edilmiş bir halkın mücadelesini "insansız uçak HERON'lar" ile engelleyeceğini sananlar, ancak ahmaklar ve tarihten ders almasını bilmeyenlerdir.

Daha önce de özel harekat timleri kuruldu; onlarca çeşidini denediler ölüm mangalarının. Sınırları termal kameralarla donattılar... Onlarca yeni karakol yapıp, binlerce askerle operasyonlar düzenlediler. Ancak herşey apaçık görünüyor ki, sonuç alamadılar.

Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, Kandil için "BBG evi gibi izliyoruz" diyordu. Şimdi Amerika'ya yalvarıyorlar yine. Bir dönem tüm umutlarını Skorsy helikopterlerine bağlamışlardı. Bugün tanklarla, gece görüş dürbünleri ile donattıkları karakollarını bile koruyamaz durumdadırlar.


"Dünyanın 4. büyük ordusu"nun nasıl aciz bir durumda olduğunu itiraf etmektedir oligarşinin kiralık katilleri. Hergün daha fazla silahlanmaya, her gün daha fazla askere, daha fazla ölüm mangasına, daha fazla helikoptere ihtiyaç duyacaklardır.

Ama tarih onlara bir kez daha öğretecek; halkın haklı mücadelesini hiçbir silah yenemez. O nedenle AKP yeni karakollar da yaptırsa, yeni helikopterler de alsa, bu savaşı kazanamaz. Kürt halkının haklı ve meşru taleplerini, kendi kaderini tayin hakkını ne AKP ne de ordu engelleyebilir.

Türk ve Kürt halkı ortak düşmanlarına karşı mücadele etmeye devam edecektir. Halkların kurtuluşu da işte bu ortak mücadeleden geçmektedir. AKP'nin korkusunu büyüten de Türkiye halklarının ulusal ve devrimci mücadelesini bir türlü engelleyememesidir.


İşte AKP'nin Çözümü!

"Nijeryalılar'a Türkçe'yi öğrettik, Hakkari'dekine, Diyarbakır'dakine öğretemedik" diyordu Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek.

"Hakkari'dekine, Diyarbakır'dakine" niye Kürtçe değil de, Türkçe öğretmeyi dayatıyorsunuz?

Kürt sorununun çözümünü Kürt halkına, Türkçe öğretmek olarak gören bu ırkçı kafa Kürt sorununu nasıl çözebilir?

Kürt halkına kendi dilini bile çok gören bu anlayış ile sorun nasıl tartışılabilir?

Bir halkın dilini yok saymak, o halkın varlığını yok saymaktır. Bir halkın dilini yasaklamak, halkın varlığını ortadan kaldırmaktır.

Buyurgan bir efendi gibi asimilasyonu savunan Çiçek, devletin 87 yıllık klasik imha, inkar ve katliam politikasını savunmaktadır.

***

AKP'nin paralı katiller ordusu
- En az 5 yıl, yüksek maaş alacaklar...
- Görev süreleri dolduğunda kendi işlerini kurabilmeleri için tazminat ödenecek...
- Tazminatları 50 ile 70 bin TL arasında değişecek
-Sağlık hizmetlerinden faydalanma gibi temel sosyal haklar konusunda imkanları olacak...
KARŞILIĞINDA halkın kanını akıtacak, katledecekler!
AKP'nin paralı özel ordusu, Tıpkı Irak'ta, Amerikan birlikleri yanında Irak halkını katleden paralı katiller gibi... Onlar da Kürt halkını katledecek!..

***


AKP Ne Yapıyor?


-Sınırboylarına asker yığıyor
-Uçaklar dağları, ormanları, köyleri bombalamaya devam ediyor
-Doğu ve Güneydoğu'da arama noktalarının sayısı artırılıyor
-175 yeni karakol daha yapıyor
- Yeni helikopterler alınıyor, ordu silahlanıyor
- İnsansız uçaklar alınıyor
- Özel ordu kuruluyor
- Müsteşarlık kurularak, halka açıktan savaş ilan ediliyor
- Dağda, şehirde, köyde katletmeye devam ediyorlar. Katlettiklerinin gözlerini çıkarıyor, kulaklarını kesiyorlar
-Gözaltılar, tutuklamalar sürüyor. 1500'ün üzerinde BDP'li, eski DTP'li tutuklandı.

2010.07.25
Geri Dön