| Çözüm Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı'ndadır
Kürt Sorunu'nun çözümü dil serbestliğine indirgenemez!
Çözüm Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı'ndadır



PKK parti olarak kuruluşunu ilan ettiği 1978'de önüne hedef olarak "Bağımsız Kürdistan"ı koymuştu.

"Bağımsız Kürdistan" hedefiyle yola çıkılmasından 32 yıl sonra gelinen noktada tartışılanlar, Kürtçe TV, kapsamı belirsiz bir dil serbestisi ve kimi hak kırıntılarıdır..

32 yılda aşama aşama; önce "bağımsızlık"tan, ayrı bir devleti savunmaktan vazgeçilip, "Federasyonu tartışabiliriz" noktasına gelindi. Elbet orada da durulmayarak, "otonomi", "özerklik" gibi formüller telaffuz edildi. Bir noktadan sonra ise, daha çok emperyalist ülkelerden örnekler gösterilip, "Amerika'daki eyaletler kadar... Almanya'daki kadar... Belçika'daki gibi... olabilir" denilmeye başlandı.

Ancak sonuçta bütün bunlar da devre dışı bırakıldı ve "demokratik cumhuriyet içinde yeralmak" formülasyonuyla oligarşik düzen içinde bir "çözüm" benimsendi.

Bu noktaya gelinmesinin teorisi ve izahını Abdullah Öcalan şu şekilde yapıyordu:

"Ayrı devlet, federasyon, otonomi ve benzeri yaklaşımların bile, geri ve bazen çözümsüzlüğe yol açtığını pratikte görünce; demokratik sistem üzerinde yoğunlaşma, bana çok önemli geldi. Bunda askeri, silahlı güç yolunun giderek tıkanmasının da büyük payı vardır. "

Ayrı devleti, federasyonu, otonomiyi "geri" ve "sorunu çözmeyen" yaklaşımlar olarak gören Öcalan, "demokratik sistem"i çözüm olarak gösteriyordu.

Öcalan'ın "demokratik sistem" dediği, burjuva demokrasilerdi, kapitalist ülkelerdi, ona göre zaten 20. yüzyılda zafer burjuva demokrasisinin ve kapitalist sistemindi. "Demokratik sistem"in ülkemizdeki karşılığı ise, oligarşik diktatörlükten, sömürge tipi faşizmden başka bir şey değildi ve Öcalan'ın önerdiği çözüm, bu oligarşik düzen içinde bir çözümden başka bir şey değildi.

Düzen içinde ise, ulusal sorunun köklü ve kapsamlı çözümü elbette söz konusu olamazdı. Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı olamazdı; PKK, teorik ve politik olarak bunu da reddediyordu zaten. Geriye kalan ise, oligarşik düzen içinde dil, kültür çerçevesi ile sınırlı hak kırıntılarıydı..


Kürt Milliyetçiliği ve Dil Serbestisi

AKP iktidarı, tasfiye saldırısını sürdürürken, çerçevesini Amerikan ve Avrupa emperyalizminin kültürel hak kırıntıları ile çizdiği bir programı temel aldı.

"Amerika, Avrupa Birliği veya aynı paralelde TÜSİAD tarafından sunulan 'Kürt sorununa çözüm paketleri', 'insan haklarıyla', 'ifade özgürlüğüyle', 'dil serbestliğiyle' sınırlıdır. 'Bazı ekonomik, kültürel reformlarla terörün sona ereceği' onların temel tezidir. Ancak bunların da gerçek anlamda uygulanmasını istemez ve savunmazlar." (Kürt Sorunu Nasıl Çözülür, Haziran Yayınevi, sayfa; 25)

AKP iktidarı Kürt dili ile ilgili olarak şu ana kadar; "bakın Kürtçe yayın yapan kanal açtık", "Genelge çıkardık, hapishanelerde Kürtçe konuşmak artık serbest", " Kürtçe köy isimleri vermek serbest", "Kürtçe konuşmanın önünde bir engel yok"... diyerek yasakları kaldırdıklarının propagandasını yapmaktadır.

AKP sözcüleri Kürt milliyetçi çevreler ile girdikleri polemiklerde, "artık Kürtçe serbest, ne istiyorsunuz" demeye devam ediyorlar. AKP sözcüleri, bu tartışmalar içinde sanki Kürt halkınının tüm sorunları çözülmüş, gibi tüm ulusal talepleri gayri-meşru ilan eden bir saldırganlık içindedirler.

Kuşkusuz egemen sınıfların böyle bir manevra alanı kazanmasında Kürt milliyetçi hareketin taleplerini dil serbestliği noktasına çekmesinin büyük payı vardır. Kürt milliyetçiliği, kendisini dil ve kimi hak kırıntıları ile AB çerçevesi ile sınırlamış, bu noktada dil konusunda AB'ye uyum çerçevesinde AKP'nin attığı kimi adımlar ile hareket alanı iyice daralmıştır.

Oligarşi asimilasyon politikalarından vazgeçmemiş olsa da, sürdürdüğü tasfiyecilik politikalarını dil konusunda kimi hak kırıntıları ile destekleyecek adımlar atmıştır. Bu noktada ise, Kürt halkının ulusal taleplerini dile getirenlerin karşısına şöyle çıkılmaktadır: "Dil dil diyordunuz, işte serbest, daha ne istiyorsunuz?.."

Böyle bir sorunun karşımıza çıkmasının sorumlusu, "Kürt sorunu artık dil sorunudur" diye savunulan politikadır.

Bu gelişmeleri ve tartışmaları bir yana bırakıp, PKK'nin bugün ileri sürdüğü taleplerin karşılandığını, dil serbestliği, ana dilde eğitim, "gerillaya af" ve PKK'nin siyasallaşması taleplerinin gerçekleştiğini, Kürtçe'nin okullarda okutulduğunu, Kürtçe televizyonların -mesela Roj TV de dahil- serbestçe yayın yaptığını... düşünelim.

Böyle bir tablonun ne kadar olup-olmayacağı ayrı bir tartışma konusudur ama bunların gerçekleşmesi durumunda Kürt sorunu çözülmüş mü olacaktır? Bütün bunlar, Kürt halkının kurtuluşu, özgürlüğü anlamına gelir mi?

Asıl soru budur.

Marksist-Leninistler olarak da, yukarıdaki tablo ışığında bu soruya şu cevabı veriyoruz:

"Kürt halkı yine kapitalizmin sömürüsü altında ve yine emperyalizmin sömürgesi olarak yaşamaya devam edecektir. Dolayısıyla, ileri sürülen talepler 'demokratik talepler'dir ama bu taleplerde Kürt sorununun çözümü yoktur." (Kürt Sorunu Nasıl Çözülür, Haziran Yayınevi, syf. 46)

İleri sürülen talepler, "demokratik talepler"dir ama bunlar Kürt halkının sorunlarının çözümü anlamına gelmemektedir.

Nitekim hemen yanıbaşımızda, Barzani ve Talabani önderliğinde, Amerikan emperyalizminin sınırlarını çizdiği bir kukla devlet oluşturulmuş, bu kukla devlet resmi dil olarak Kürtçe'yi kullanmaktadır.

Resmi yazışmalarda Kürtçe kullanılmakta, okullarda Kürtçe eğitim verilmektedir. Kuzey Irak'taki bu durum, Kürtçe'nin resmi dil olarak kullanılıyor olmasının, hatta ayrı bir "devlet"in kurulmuş olmasının Kürt halkının özgür olması anlamına gelmeyeceğinin açık ifadesidir.

Burada soru şudur; niye dil serbestliği istiyoruz? O dille, bağımsız, demokratik bir ülke mi kuracağız? yoksa o dille, kendimize emperyalist sistem içinde bir yer mi arayacağız? O dille, sosyalizme mi ilerleyeceğiz, kapitalizmi mi örgütleyeceğiz?

Barzani ve Talabani iktidarı altında, Kürtçe, Amerikancı düzeni savunmak için kullanılmaktadır.

Kürt halkı orada özgür değildir. Çünkü emperyalist işgal altında yaşamaktadır. Amerikan bayrağı altında Kürtçe konuşulmakta, Amerikan bayrağı altında Kürdistan bayrağı dalgalandırılmakta, Amerikan bayrağı altında Kürdistan 'milli' marşı okunmaktadır. Tek başına Kürtçe'nin, bir bayrak ve marşın, halklar için bağımsızlık, özgürlük, kurtuluş anlamına gelmeyeceğine bundan çıplak bir kanıt olamaz.


Çözümsüzlük, Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı'nın Reddindedir

" "Ulusallık, "kendi dilimizde eğitim, yayın olsun" demekle, hatta "devletimiz olsun" demekle özdeşleştirilemez. O dil serbestliğinin hangi çerçevede gerçekleştiği, o devletin nasıl bir devlet olacağı belirler ulusallığı. Eğer, dil serbestliğini, tüm diğer ulusal haklardan, sınıfsal taleplerden vazgeçip düzenle uzlaşma karşılığında istiyorsanız; o artık 'ulusal kurtuluşcu' bir tavır olmaktan çıkar." (Amerikan İmparatorluğu Milliyetçilik ve Demokrasi, Haziran Yayıncılık, syf:121)

Ülkemiz mücadelesinde en sık karşılaştığımız çarpıklıkların başında, demokrasinin Kürt sorununa indirgenmesi gelmektedir. Solun çeşitli kesimleri, "demokrasi eşittir, Kürt sorunu" diye düşünmektedir.

Kürt sorunu da içeriği boşaltılarak, düzen içi taleplerle, hak kırıntıları ile sınırlandırılarak, dil sorununa indirgenmektedir.

Hem demokrasi mücadelesinin, hem Kürt sorununun çözümünün içeriğini daraltan bu anlayış, bilimsellikten, Marksist-Leninist anlayıştan uzaktır.

"AB çerçevesi yeterlidir" diyerek, savunulan bu çarpık düşünceler, Kürt sorununun çözümü olmayacaktır elbette. Dahası, AB çerçevesi için, dil serbestisini savunmak için binlerce gerillası olan bir ulusal harekete ve gerilla savaşına da ihtiyaç yoktur.

Pekala savunan çeşitli demokratik örgütlenmeler ile de bu talepler savunulabilir.

"Yüzyılın sonuna geldiğimiz bir süreçte, artık ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ilkesi, çözüm yöntemi olarak esas alınmaması gereken, gelişme açısından yeterlilik arz etmeyen, ulusun bütün yönleriyle gelişimine denk düşmeyen bir yöntem olarak kalıyor. (...) BU TÜR BAĞIMSIZLIK ANLAYIŞI, İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ DÜNYAYA DENK DÜŞMÜYOR." (Serxwebun, Ağustos 1999, Sayı: 212)

İşte asıl sorun budur. PKK, Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı'nın reddinden, dil serbestisine işte böyle gelmiştir.

Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı'nın reddi, düzen içi çözümün kabulü ve ulusal sorununun dil sorununa indirgenmesi demektir.

Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı'nı savunmak, sorunun devrimci çözümüdür. Ve bunun için devrimci halk iktidarı hedefiyle bir mücadele yürütülmesini gerektirir. Devrimciler bugüne kadar sorunun çözümünü böyle koydular. Doğru olan da budur.

*

Halk Anayasası Taslağı'ndan;

"Madde 19- Demokratik Halk Cumhuriyeti, ulusların kendi kaderlerini özgürce belirleme hakkı ilkesine göre, Kürt ulusunun ayrılma hakkı da dahil kendi kaderini serbestçe tayin etme hakkını güvence altına alır.

Demokratik Halk Cumhuriyeti Kürt halkının yaşadığı bölgede uygulanan olağanüstü hal, koruculuk, vb. ilhak ve asimilasyon siyasetinin ürünü olan tüm kurumları ve uygulamaları derhal lağvedip Kürt halkının ekonomik, sosyal, kültürel gelişmesi için bütün önlemleri alır. Eski düzenden kalan eşitsizliği telafi etmek için Kürt halkının yaşadığı bölgede ekonomik, sosyal, kültürel gelişime öncelik verir." (Syf: 23-24)
2010.07.25
Geri Dön